ALEVİLERİN YURT DIŞINA GÖÇÜ SORUNLAR ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Sevgili Canlar

19 kasım 2018 pazar günü Cenevere Alevi Topluluğunda “Köyden Şehre Alevilik” adlı 55’ lık belgeseli seyretmiş ve Aleviliğin kentsel yerleşim ve Batı Avrupa’ya göçü ile oluşan sorunları üzerine sohbet etmiştik.

Avrupa ülkelerinde de Alevi topluluklarının Türkiye’de kırsal kesinden kentlere göçte yaşadıklarına benzer sorunlar yaşıyoruz. Bu sohbette Alevilerin ve aleviliğin «korumalı ortam»dan çıkıp «karışık ortam»a geçmesiyle önemli üç alanda sorunlar yaşadığımızı gördük ve tartıştık :

1- Çoksesli dinî inançların bulunduğu ortamda değişik yörelerden gelen Alevilerin birlikte ibadeti, inançlarını tanımlamak zorunda kalması ve bilgi kirliliğiyle mücadele;

2- Dedelik kurumunda ve Talip-Dede-Mürşit ilişkilerinde ve İkrar verme, Musahiplik, Görgü ve Cemlerin işlevinde sorunlar ve dinsel eğitim eksikliği;

3- Alevi kurumlarını siyasi ideolojilerden arındırılma ve toplumsal yaşamda varlığını siyasi ve hukuksal alanda kabul ettirmesi.

Bu gösteri ve sohbet sonunda söylenenleri bir tutanakta sizlere iletmiştim. Bugün bu sorunlarımız hâlâ çözüm arama aşamasını geçemedi. Alevi topluluğu bir kırılma veya ağır ağır felç olup yok olma noktasına gelmek üzere. İyi veya kötü her alevi topluluğu bu sorunlara, İsviçre Alevi topluluğu içinde birlikte olmazsa tek başımıza Cenevre’de, çözüm bulmak zorunda ve aleviliği yaşatma, gençlerin dinî inanç ihtiyaçlarına günçel cevaplar verme, kısaca topluluk olarak arada sırada Cem yürütmekle yetinmeyip irfan görevimizi de yerine getirmek zorundayız.

2018de yapmış olduğumuz söhbeti genişleterek elimizdeki ciddi akademik araştırmalardan ve değişik kaynaklardan istifade ederek bu temaları ayrıntılı bir şekilde yazmakta fayda olduğunu görüp sorunlarımıza bir an önce çözüm bulmayı hazırlamak için bu yazıyı ele aldım. Temenni ederim ki yönetimi gençlere sorumluluk vererek başlattığımız çalışmayı hep birlikte devam ettiririz.

Ersan Arsever

HEDEFİMİZ NE?

Bazılarının Aleviliği İslam’ın dışında olduğunu iddia etmesine rağmen Alevilerin büyük bir çoğunluğu, bilincli bir şekilde inançının, İslam’ın bir yorumu, hatta özü olduğunu, biliyor ve her Cem’de bunu görüyor, yaşıyor ve yaşatıyor. Bu tartışmasız bir gerçek. Ama bu aleviliği ne kadar bilinçli yaşıyoruz? “Hak, Muhammet, Ali” yolunda çok sesli İslam topluluğunun neresinde olduğumuzu, edep-erkânımızın sadece şeklini değil Bâtınî-Tasavvufî derinliğini ve alevi yaşam öğretisini günlük yaşamda sürdürecek kadar bilinçli olarak biliyor muyuz? Bu içtenselliğin gereklerini siyasi ve ideolojik ön yargılardan uzakta bilim ve ilimle incelemeliyiz.

Aleviliği tarihsel ve dinsel gerçeğini ifade etmek, çağdaş yaşamda inancımızı yaşamakta ve yaşatmakta hiç bir sorunumuz olmadığı anlamına gelmez. Dinler Tarihinde, bugün geniş kitlelere hitap eden, hiçbir dinî inançın insan toplulukları tarafında yaşatılması bir günde yapılandırılmadı, öz aynı kalsa da değişik yorumlar oldu ve her yorum kuruluşundan bugüne kadar hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmedi/ettirelemedi. Her toplum, dinî inaçlar dahil, bütün faaliyetlerinde günlük yaşamın kaçınılmaz devamlı değişimine uyum sağlayarak gelişti. Bazen, zorunlu veya gönüllü, toplu veya ferdi göçler gibi değişimler de sorunları daha fazla yüze çıkardı ve uyumları-çözümleri zorlaştırdı.

Anadolu’da Alevi olarak boy veya aşiret temelinde yapılanmış ve kapalı köy ortamında yaşadığımız düzeni ekonomik, siyasî ve toplumsal nedenlerle terkedip kentsel ortama ve/veya yurt dışına göçümüz bir dizi sorun yarattı. Bu çok sesli karmaşık sosyal, kültürel, dinsel ve ekonomik kentsel ortamda göçle yeni gelenin toplumsal uyum sağlaması açık veya dolaylı bir dizi kimlik sorgulamasından geçti. Hangi yöreden geldiği, ailevi etnik kökleri ve inançsal kimliği yerleşim bölgesine uyumuna göre değişti. Bu göçte, kentsel alanda, genellikle aynı köyden ve yöreden gelenlerle birlikte olmak yerleşimi ve uyumu kolaylaştırdı ama genel olarak göçün getirdiği bütün sorunları halletmedi. Hangi yöreden gelirse gelsin Alevi topluluklarının inançlarını köydeki toplumsal-dinsel yapısını ve dengelerini, bu yapıya ters düşen kentsel ortamda ve Alevileri önyargılarla tanıyan ve/veya karşıt olan sünnî inançın hakim olduğu çevrede devam ettirmeleri büyük zorluklar ve dirençle karşılaştı. Bu yeni ortamda kendilerini inançsal farklılıklarıyla tanıtma ve kabul ettirme/edilme ihtiyaçı ve zorunluğu doğdu.

Yeni dış ortama uyum sağlama girişiminde Alevi iç yapısında da sorunlar yaşandı. Çözümler ararken, asırların getirdiği içe kapanış ve ezilmişlikle çok pasif kalındı ve geç tepki gösterildi. Dıştan ayrıştırma veya asimilasyon (benzerleştirme) girişimleri yeniden başladı. Hatta dışarıdan gelen ayrıştırma baskılarına içtemizden de “Alevi” olduğunu söyleyipte Aleviliğin İslamın dışında olduğunu söyleyenler ve Alevi dinsel terimlerini çarpıtma veya içini boşaltma girişimleri oldu. İster içimizden “Aleviliyim” diyipte bu girişimleri yapanlara, ister aleviliği kabul edemeyenlere gereken cevapları vermemiz bize gerçek sorunlarımızı unutturmamalı: Ocaklar ve Dedeler işlevlerinden çoğunu kaybettiler, dinsel yetkileri sarsıldı ve Dedelik kurumunun varlığı tehlikeye girdi; Talip-Dede-Mürşit-Ocak ilişkilerinin devamlılığında ve İrfan-aydınlatma hizmeti dediğimiz inançsal eğitimde eksikler ortaya çıktı. İkrar, Müsahiplik ve Görgü gibi erkânlarımızı çağdaş yaşamda sürdürmekte sorunlarımız var. Bu sorunlara kentlerde kurumsallaşan alevi yapısında radikal değişimler olmadıkca ve siyasi/etnik-milliyetci akımlardan arınmadıkca çözüm bulma imkansız gibi görünüyor. Hele kurumlara güveni kalmamış alevileri bir çatı altında toplamak uzak bir hayal gibi görünüyor.

Ayrıca toplumsal-siyasal açıdan da bazı kurumların ve siyasî sorumluların açık Alevi karşıtlığına, katliamlara ve devletin-adaletin taraftar tutumuna karşı caydırıcı cevaplar veremedik ve etkisiz kaldık. Bu siyasî alanda çözümler ancak ortak paydalar etrafında Alevi Birliğinin oluşması ile gerçekleşebilir.

Sonuç olarak Alevi inancında vatandaşlar olarak ivedilikle bir yandan göçte çağdaş kentsel ortamda karşılaştığımız ibadet, edep-erkân ve dinsel eğitim ihtiyaçlarımızı karşılamak ve yaşanan sorunları çözmek, diğer taraftan da anayasa ve hukuk önünde eşit vatandaşlık haklarımızı kabul ettirmek, hak ve hukukumuzu korumak için kurumlarımızı yeniden yapılandırmak, yönetici ve din önderlerinin işlevini ve yetkilerini yeniden tanımlamak, yeni dengeler bulmak ve kurumlararası “uzlaşma” ile üstçatı kurmak için mücade etmemiz gerektiğini gördük. En kısa zamanda sorunlarımızı sağlıklı teşhiş edip gerçekçi çözümler üretmeye çalışalım.

Dernière Actualités